Zombi Hikayesi

Emre'nin ölümsüzlük arayışıyla ortaya çıkan virüsün beklenmedik sonuçları zombileri yarattı.

Salgın

zombi hikayesi

Zombi hikayesi, insanlığın çöküşe sürüklendiği anları, hayatta kalma içgüdüsünü ve korkunun en karanlık hâlini anlatır. Salgın sonrası dünyada geçen bu roman, karakterlerin hem zombilerle hem de kendi vicdanlarıyla verdiği mücadeleyi konu alır. Gerilim ve duygunun iç içe geçtiği bu anlatım, okuyucuyu terk edilmiş sokaklara, sessiz şehir kalıntılarına ve umudun giderek tükendiği bir evrene taşır. Zombi hikayesi, sadece korku değil; kayıp, fedakârlık ve insan olmanın bedeli üzerine de derin bir yolculuk sunar.

1. Bölüm -- Hayallerin Peşinde

Her şey azmetmekle olur derler ya, benim de hikayem öyleydi işte. Araştırmayı severdim, hep sevdim. Daha küçüklüğümden itibaren arşa çıkan merak duygum, yaşanacak olanların göstergesiydi. Birazdan anlatmaya başlayacaklarım, gelecek dünyanın aslında kaderiydi. Ben geleceği bugüne getirmeyi başarmıştım. Keşke başarmasaydım. Çünkü öyle bir şey yaptım ki, en günahkar, en kötü insan ben olmuştum artık. Adım Emre, 37 yaşında, ailemle yaşayan bekar birisiyim. Daha 10 yaşındayken korku filmlerine merak salmam, düşüncelerimi derinleştirip ölüm konusuna getirdi beni. O zamanlar herkesin ölümlü olmasına, "Bu kadar insan nereye gidiyor?" diye sormam ve bunun üzerinde durup uçsuz bucaksız bir kapıyı aralamam. Sonsuz bir merak içinde yüzmeye başlamış, hayatımın geri kalanına yön verecek konunun içinde bulmuştum kendimi. Bu sonrasında gelişti ve ölümsüzlüğü bulmak için Kimyager olmama kadar evrildi.

On sene önce çalışmalara başlamıştım. Kanunlar ve yasalar gibi kurallar, halihazırda hayatta olan insanlar üzerinde çalışma yapmamı imkansız hale getirmişti. Hayatını kaybetmiş insanlar üzerinde ise çalışmalar yapmış ama bunu daha sonra rafa koymuştum. Çünkü yasal izin sürecinin çok uzun olması, ex kişinin bulunma zorluğu gibi durumlar mevcuttu ve bu yüzden hayvanları kullanıyordum. Benim asla es geçmediğim, yol haritamda değişiklik yaptıran hedefim vardı. Evet, ölümsüzlüğü bulmak demek, hayatta olanın ömrünü sonsuzluğa çıkarmak anlamına geliyordu. Fakat ben sadece bunu istemiyordum, ben ölü olanları da hayata geri getirmek istiyordum. Bu yüzden deneylerimi özellikle ölmüş hayvanların üzerinde yapma kararı vermiş, bunun üzerine yoğunlaşarak çalışmaya koyulmuştum. Yıllarca çalıştım. İmkansız dediler ve gerçekten öyleydi. Ölümsüzlük iksirini bulmak için yaptığım deneyler sürekli başarısızlıkla sonuçlanmıştı, o gün gelene dek...

Haktan ErdoğanSunar.

2. Bölüm -- Bazen Hayallerde Gerçek Olur

Yine labaratuvarda, ameliyat odasındayım. Az sonra en yeni deneyime başlayacağım. Burası oldukça büyük ve sadece ben çalışıyorum. Önümdeki ameliyat masasında, adı Pamuk olan bir köpek var. Yakın tanıdığım yaklaşık 2 ay önce onu kaybetmiş ve çalışmalarımda kullanabilmek için isteğim doğrultusunda kadavrasını bana teslim etmişti. Kısaca, ölümsüzlük iksirini bulma doğrultusunda, iksirin tam olarak neleri sağlayabileceğini şöyle açıklayabilirim. Öncelikle, eğer biri ölmüşse, uygun koşullar sağlanmazsa ceset zamanla hızla bozulur. Bozulma, zamanla aşınmadan, haşarelerin onu yemesinden, inançlardan kaynaklı toza çevirme gibi ritüellere benzer sayısız nedenden dolayı olabilir. Yani aslında, geri dönüşü olmayacak biçimde vücuttan herhangi bir parçanın kopmasından bahsediyorum ve bu işin en zor kısmı. Bunun üzerinde durarak, herhangi bir canlıya ait en küçük yapı taşına müdahale etme üzerine çalışmaya karar verdim. Çalışmamın odağı, hücrelerin hafızasını kullanarak tümden yenilemeyi sağlamaktı.

Bir hücrenin zaman içinde geçirdiği evrimi hafızasında tuttuğunu düşünüyordum. Hücrenin, yok olan, aşınan ya da yaşlanan herhangi bir kısmının farkında olduğunu, yani geçmişini bir şekilde içinde tuttuğunu düşünmekteydim. Eğer doğru işlem sağlanırsa, aşınan ya da yok olan kısımların geri getirilebileceğine inanıyordum. Lakin şöyle bir problem ortaya çıkıyordu. Hücre kendisini hangi dönemine göre yenileyecekti? Kırklı yaşlarda hayatını kaybeden birinin hücresine müdahale ettiğimizi varsayalım. Hücrenin aşınan ya da yok olan kısmının bebekliğe, ergenliğe ya da başka dönememi döneceği sorusu var ve bu beraberinde sorunları getirirdi. Ben, hücrenin, bulunduğu canlının öldüğünü bildiğini, bunu hafızasında tuttuğunu ve ölüm anındaki dönemine geri döneceğini düşünüyordum. Yani 40'lı yaşlarda ölen kişinin hücresi, ölümün gerçekleştiği yaştaki durumuna göre kendini yenileyecekti. Yenilemeyi gerçekleştirebildiğimizi varsayalım. Başka bir teorim ise, hücrenin, yakınındaki diğer hücrelerin yapısını da hafızasında tutmasıydı. Yenilenen hücre, yakınındaki diğer hücrenin yenilenmesini başlatabilirdi. Yani amaç, tek bir hücrenin yenilenmesini sağlayarak zincirleme bir reaksiyon başlatmak ve tüm hücreleri yenileyerek, tek bir hücreden, ölen kişiyi geri getirmeye çalışmaktı. Kulağa uçuk geliyordu. Yoktan var etmekle eş değerdi bu neredeyse. Ölümsüzlüğün yanında klonlamak bile mümkün hale gelirdi. Son olarak, eğer canlı çok yaşlandıysa, onu istenilen yaştaki haline geri getirmek için kasıtlı müdahale ile canlı parçalanabilirdi. Bunun arkasında yatan fikir, hücrenin yenilenmesini izleyerek, istenilen döneme gelmediğinde yeniden parçalama işlemi uygulanarak onu arzu edilen döneme geri getirmeye zorlamaktan geçiyordu.